BEDEN ALGISI ÜZERİNE


Cansu Dengey’in beden üzerine yaptığı seriden, Seda Yılmaz’ın blogunda yazdığı “Moda fotoğraflarında değişen güzellik ve beden algısı” adlı yazısından ve bir arkadaşımla yaptığım kilo sohbetinden sonra ben de beden algımız üzerine biraz konuşmak istedim.


Serdar Kuzuloğlu’nun “Bedeniyet Medeniyeti” adlı youtube videosunu geçen sene izlemiştim. Fikirlerinin bir kısmına katılmasam da bahsettiği şeylerden biri tüketim kültürü - beden ilişkisi. Bedenimizle ilgili kötü algımız üzerinden para kazanan endüstrilerden bahsediyor ve bu algıyı pekiştirdiklerini söylüyor özetle. Seda Yılmaz'ın yazısında bahsettiği gibi kendimize seçtiğimiz idoller dönemsel olarak değişiyor: Cindy Crawford lar gidiyor Kate Moss lar geliyor Kate Moss lar gidiyor Kim Kardashian lar geliyor. Biz, önümüze konulan ideale ulaşmak için yırtındıkça (+para döktükçe) o ideal giderek daha ulaşılmaz hale geliyor. Tam da burada, bugün geldiğimiz noktada Serdar beyin videosuna tekrar atıfta bulunmak istiyorum: güzellik, para ile satın alınabilen bir şeydir. Artık güzellikten bahsedemeyiz, paradan bahsedebiliriz. Paran varsa estetik ameliyatını olursun, o cilt bakım kremlerini alırsın, o kuaföre gidersin, personal trainerını tutarsın. Artık güzellik denen bir şey yok. Şimdi bunların ve daha da fazlasının üzerinden para kazanan endüstriler neden yaramızı daha da kaşımasın ki?


Tüm bunlara rağmen, bunun sadece tüketim toplumu algısıyla cevaplanabilecek bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Kar sağlayanlar bu idealleri pompalıyorlar, tamam ama biz neden bunlara uymaya çalışıyoruz? Eğer olay tüketimle ilgiliyse neden daha çok kadınların üzerinden yürüyor bu işler? Ya da neden daha çok kadınlar takılıyor kendi güzelliklerine, giyimlerine kuşamlarına? Ya da neden o kalıpların içine girmeye bu kadar istekliyiz? Bıçak altına yatıp, doğduğumuz ve sahip olduğumuz tek gerçek şey olan bedenlerimizi bu kadar kolay şekilde değiştirmeye gönüllü olacak kadar nelere maruz kaldık? Aynada gördüğümüz şeye ne zaman sırtımızı döndük, onu değiştirmek için olmadık diyetler yaptık? Neden beğenilmek için bu kadar çabalıyoruz ya da neden olduğumuz şekilde beğenilmeyeceğimizi düşünüyoruz?


Kadınlar olarak hep tahakküm altında yaşadık. Çok uzun zamandır, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada, kabaca nüfusun yarısı diğer yarısının baskısına uğradı. Bu baskı günümüzde geçmişe nazaran azalmış olsa da yok olmuş değil asla değil ki ben sıfıra yakın olduğumuzu dahi düşünüyorum.


Yüzyıllardır gelen kültür, doğduğumuzdan beri derimizin altına işlenen değerler, birey olmama durumu, onaylanma ihtiyacı, bir özneden çok nesne yerine konma, tüm bunlar bedenimizle savaşımızın nedenlerinden bana göre. Nihan Kaya (hayatımda bana en çok şey katan insan olabilir eserleri sayesinde), “İyi Toplu Yoktur” adlı kitabında şöyle diyor: “Çocukluğunda ailesine tabi olması gerektiği, ancak ozaman sevileceği öğretilmiş kadın, şimdi aynısını eşinin ailesiyle yaşamaktadır. Nitekim bu kitap boyunca söylediğim şeyler, konu ister çocuk olsun ister kadın olsun ister birey olsun, kişinin özne değil, bu ailenin nesnesi olarak görülmesi. Ne zaman nerede nasıl davranacağı bile bu kişilerin bakışlarında çoktan belirlenmiş durumda. Çocuğa kendisine ait bir kişiliği yokmuş gibi davranmakla geline önceden getirdiği bir kişiliği yokmuş gibi davranmak aynı şey.”


Bourdieu’nün Eril Tahakküm adlı kitabından da bir alıntı yapmak istiyorum: “Hükmedenler, tahakküm ilişkilerine hükmedenlerin bakış açısıyla oluşturulmuş kategorilerle bakarlar, bu da bu kategorilerin doğalmış gibi görünmelerine yol açar. Bu onların sistematik bir şekilde kendi kendini değersizleştirmeye, hatta aşağılamaya götürebilir. Daha önce gördüğümüz gibi Kabil kadınlarının kendi cinsel organlarını kusurlu, çirkin hatta itici bir şey olarak tasvir edişlerinde çok barizdir bu (yahut modern toplumlarda pek çok kadının vücudunun moda tarafından dayatılan estetik kurallara uymadığını düşünmesinden); genel olarak kadınlar, kadına dair aşağılayıcı imgeye katılırlar.”


Sadece beden konusunda değil, her konuda kadın olarak bizim için hazırlanan kutunun içerisine sığmaya çalışıyoruz. Gerçekten çalışıyoruz, insanların egolarını tatmin etmeye çalışıyoruz, o son 5 (ya da 15) kiloyu vermeye çalışıyoruz, bir eş olarak bize atanan görevleri yerine getirmeye çalışıyoruz, “modern bir kadın” olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz ama hiçbir zaman başarılı olamıyoruz, hiçbir zaman tamam diyemiyoruz, olduğumuz halimizle memnun olamıyoruz. O kutunun içine sığmaya çalışırken şunu kaçırıyoruz, neden? Neden o kutuya girmek istiyoruz? O kutuya girersek bizi alkışlayacaklar, bunu başarabilirsek… mutlu olacağız. Olacak mıyız gerçekten? Asla başaramayacağımızı fark edemiyoruz çünkü o kutuya sığmanın bir yolu yok. Her zaman bizi kötü görecek birileri mutlaka olacak -belki de o kişi biz olacağız- ve biz kendimizi kutunun içine sığmak zorunda olan objeler olarak gördükçe o kutuya mahkum kalacağız.


Bunları anlatırken dikkat etmemiz gereken önemli bir ayrım var. Bir kutuya girmeyelim derken kendimizi başka bir kutuda hapsolmuş bulabiliriz. Kilo vermeyi istemenin yanlış olduğunu düşünüp kendimizi ayıplayabiliriz, makyaj yapmayı sevsek de sırf suratımızı değiştirdiğimiz için yapmaktan kaçınabiliriz, kendimizi olduğumuz gibi kabul edeceğiz diye ya da toplumun bastırdığı şeyleri yapmayacağız diye gerçekten yapmak istemediğimiz şeylere kendimizi mahkum edebiliriz. Bunu da yapmayalım. Önemli olan nokta yüzeyde ne yaptığımız değil, hangi motivasyonla yaptığımız. Bu kararımızın arkasında ne var? Bu karar mutlulukla mı besleniyor, intikamla mı besleniyor, korkuyla mı besleniyor? Kimseye bir şey ispatlamak zorunda değiliz, kendimizi bir baskıdan kurtaralım derken başka bir girdabın içine düşmeyelim. Bunu özellikle belirtmek isterim çünkü yukarıda ifade ettiğim bazı fikirler kolaylıkla bu tarafa çekilip yepyeni bir kutu yaratabilir. Ben kutuları yaratmak değil, her tür kutuyu yırtıp atma taraftarıyım.


Belki yüzyıllardır süregelen bu baskının bir sonucu bu, kendi bedenimizle ve kendimizle barışık olamama durumu. Fakat biz buna mahkum muyuz? Bunu beni, sizi ya da kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Sadece artık kendi kendimizi zincirliyoruz gibi geliyor, bile isteye. Artık şikayet etmeyi bırakıp hareketi geçmemiz gerekiyor. Bu zincirleri ancak kendimiz çözebiliriz, kendi kendimize sahip çıktığımız zaman, kendimizi -her anlamda- kabul ettiğimiz zaman, bu yolda bir adım attığımız zaman. İşte o zaman dışarıdaki hiçbir şeyin önemi kalmaz. Önemli olan “ben” olabilmek, kendim olarak yaşayabilmek ve kendi onayımı, kendi sevgimi kendime vermek.


Sadece bedenimizle barışmayalım, gerçekte olduğumuz insanla da barışalım ve onun kutuya konmasına izin vermeyelim, ancak o zaman gerçekten yaşayabiliriz.




Nihan Kaya kitap linki

https://www.kitapyurdu.com/kitap/iyi-aile-yoktur/472745.html

Seda Yılmaz blog linki

http://sedaayilmaz.blogspot.com/2021/04/moda-fotograflarnda-degisen-guzellik-ve.html

Serdar Kuzuloğlu youtube linki

https://www.youtube.com/watch?v=IRifmuNnNlM

Cansu Dengey instagram linki

https://www.instagram.com/cansudengey/?hl=tr

Pierre Bourdieu Eril Tahakküm kitap linki

https://www.dr.com.tr/Kitap/Eril-Tahakkum/Pierre-Bourdieu/Arastirma-Tarih/Sosyoloji/urunno=0000000623812

"be a lady they said "videosu

https://www.youtube.com/watch?v=FmObjabW7bk